Dr. Hikmet Kızıl
Okullarda Şiddetin Anatomisi: Çöküşten Çıkışa Bir Yol Arayışı
Okullarda giderek görünür hâle gelen şiddet vakaları, münferit olayların ötesinde; uzun süredir biriken yapısal, kültürel ve psikolojik kırılmaların dışa vurumudur. Bu meseleye sadece disiplin, güvenlik ya da bireysel sapma çerçevesinden bakmak, sorunun kökünü ıskalamak anlamına gelir. Eğitim sistemi, toplumsal değerler, aile yapısı, medya dili ve dijital kültür; hepsi birbirine eklemlenmiş bir şekilde bu krizi beslemektedir.
Her şeyden önce eğitim sistemi, niceliği önceleyen değil niteliği esas alan bir anlayışla baştan sona yeniden inşa edilmelidir. Zorunlu eğitimin mevcut formu, her bireyi aynı kalıba sokmaya çalışan ve farklı yetenekleri göz ardı eden bir yapıya dönüşmüş durumdadır. Bu durum, okul ile öğrenci arasında derin bir aidiyet kopuşuna yol açmakta; kendini sistemin dışında hisseden bireylerde öfke ve yabancılaşmayı artırmaktadır. Eğitim, tek tip birey yetiştirme aracı değil; farklı istidatları keşfeden ve yönlendiren esnek bir zemin hâline getirilmelidir.
Öğretmenlik meselesi ise bu yapının omurgasıdır. Herkesin kolayca dâhil olabildiği bir meslek olmaktan çıkarılmalı; pedagojik donanım, ahlaki olgunluk ve temsil kabiliyeti gibi ölçütler titizlikle değerlendirilmelidir. Öğretmen, sadece bilgi aktaran değil; aynı zamanda rol model olan bir şahsiyettir. Bu nedenle liyakat, sadece akademik başarıyla değil; karakter, iletişim becerisi ve kriz yönetimi gibi alanlarda da aranmalıdır. Aynı durum idareciler için de geçerlidir; okul yöneticiliği, bürokratik bir görev değil, yüksek sorumluluk gerektiren bir liderlik pozisyonudur.
Eğitim sisteminin kültürel temeli de göz ardı edilmemelidir. Bu toprakların tarihsel birikimi, gelenek ve görenekleri, toplumsal hafızası; eğitimin ruhunu besleyen asli unsurlardır. Köklerinden kopuk, salt seküler-pozitivist ve maneviyattan arındırılmış bir yaklaşım; bireyin anlam arayışını karşılamakta yetersiz kalmakta, bu da kimlik krizlerini derinleştirmektedir.
Oysa eğitim, sadece aklı değil; kalbi, vicdanı ve değer dünyasını da inşa etmelidir.
Dijital çağın etkisi ise tartışmasız şekilde belirleyicidir. Sosyal medya, kontrolsüz ve denetimsiz bir alan olarak özellikle gençler üzerinde ciddi bir etki üretmektedir. Şiddetin normalleştiği, teşhirin ödüllendirildiği, mahremiyetin aşındığı bu dijital evrende çocuklar savunmasız kalmaktadır.
Bu nedenle sosyal medya alanında hem hukuki düzenlemeler yapılmalı hem de dijital okuryazarlık eğitimi güçlendirilmelidir.
Benzer şekilde medya içerikleri de yeniden ele alınmalıdır. Şiddetin, cinselliğin ve sınırsız özgürlük söyleminin estetize edilerek sunulması; özellikle gelişim çağındaki bireylerde algı bozulmasına yol açmaktadır.
Televizyon, sinema ve dijital platformlarda şiddeti özendirici içeriklerin sınırlandırılması, yalnızca yasaklarla değil; alternatif, nitelikli ve değer temelli içeriklerin üretimiyle desteklenmelidir.
Aksi hâlde yasaklayıcı yaklaşım tek başına kalıcı bir çözüm üretmez.
Sonuç olarak okullardaki şiddet, sadece okulun sorunu değildir; toplumun aynasıdır. Bu aynada gördüğümüz şey bizi rahatsız ediyorsa, çözümü de yüzeyde değil derinlerde aramak zorundayız. Eğitimden medyaya, aileden dijital kültüre kadar bütüncül bir dönüşüm sağlanmadan, kalıcı bir iyileşme mümkün görünmemektedir. Bu mesele, günü kurtaran tedbirlerle değil; uzun vadeli, kararlı ve çok boyutlu bir yeniden inşa süreciyle ele alınmalıdır.

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.