Dr. Hikmet Kızıl
Alkışlanan Egoların Meydanı
LGS anneleri, sünnet anneleri, baby showerlar, cinsiyet partileri, mezuniyet kınaları…
Son yıllarda yeni bir toplum manzarasıyla karşı karşıyayız. Çocuklar büyümüyor artık; sergileniyor. Başarılar kutlanmıyor; pazarlanıyor. Hayat yaşanmıyor; içerik üretiliyor.
Bir zamanlar çocukların hayatındaki önemli dönüm noktaları sade bir sevinçle karşılanırdı. Sünnet olan çocuğa dua edilir, mezun olan evlada sarılınır, sınav kazanan genç tebrik edilirdi. Bugün ise aynı olaylar profesyonel organizasyon şirketlerinin, fotoğrafçıların ve sosyal medya algoritmalarının malzemesi hâline gelmiş durumda.
İlkokul mezuniyetine bakıyorsunuz; düğün salonu.
Anaokulu gösterisine bakıyorsunuz; konser prodüksiyonu.
LGS sonucuna bakıyorsunuz; seçim zaferi kutlaması.
Sanki çocuklar büyümüyor da birer marka lansmanı yapılıyor.
İşin daha vahim tarafı ise bu gösterilerin çocuklar için değil, yetişkinler için düzenleniyor olmasıdır.
Çünkü modern insanın en büyük açlığı ekmek değil; görünür olmaktır.
Sosyal medya çağında birçok insan artık mutlu olmak için değil, mutlu görünmek için yaşıyor. Başarılı olmak için değil, başarılı görünmek için çabalıyor. Çocuğunun mezuniyetini kutlamıyor; o mezuniyet üzerinden kendi hayatını sergiliyor. Evladının başarısına sevinmiyor sadece; o başarıyı dijital bir vitrine dönüştürüyor.
Bu yüzden bugün çocukların doğum günlerinden çok fotoğrafları, başarılarından çok organizasyonları konuşuluyor.
Oysa hiçbir çocuk alkışlarla büyümez.
Çocuklar karakterle büyür.
Hiçbir evlat, üzerine serpilen konfeti kadar değer kazanmaz.
Değer, alın teriyle kazanılır.
Hiçbir mezuniyet töreni, bir çocuğa tevazu öğretemez.
Tevazu, anne babanın yaşayarak gösterdiği bir ahlaktır.
Bugün çocuklarımızı farkında olmadan çok tehlikeli bir fikre alıştırıyoruz:
“Yaptığın şey kadar değil, insanların seni ne kadar alkışladığı kadar değerlisin.”
Oysa hayat bunun tam tersidir.
Hayatın en büyük başarıları çoğu zaman sessizdir.
Kimsenin görmediği fedakârlıklar…
Kimsenin alkışlamadığı emekler…
Kimsenin paylaşmadığı mücadeleler
İnsanı insan yapan da zaten bunlardır.
Bugün çocuklarımızın ihtiyacı olan şey daha büyük sahneler değil; daha sağlam karakterlerdir.
Daha fazla gösteri değil; daha fazla anlamdır.
Daha fazla alkış değil; daha fazla şahsiyettir.
Çünkü alkışın ömrü birkaç saniyedir.
Karakterin ömrü ise bir insanlık kadar uzun.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz gerçekten çocuk yetiştiriyor muyuz, yoksa geleceğin alkış bağımlı yetişkinlerini mi?
Çocukların hayatı bir sahne değildir.
Her sahne büyütmez.
Sahneler çoğu zaman sadece egoları büyütür.

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.