Nasılsanız Öyle Yönetilirsiniz!

Hikmet Kızıl

Nepotizm kelimesi köken olarak, Rönesans öncesi Katolik papaların yeğenlerini kilise içinde kardinallık gibi önemli pozisyonlara getirmelerine dayanmaktadır. Latince'de yeğen anlamına gelen "nepot" kelimesinden türemiştir. 

Yakın akrabalarını ya da arkadaşlarını kayıran, onları önemli mevkilere getiren kişilere de ''Nepotist'' adı verilir. Tarihi 14. yüzyıla kadar uzanır. İddiaya göre Rönesans döneminde Papa'nın ve piskoposların yakın akrabalarını önemli mevkiye getirmesi sonucu kullanılmaya başlayan bir tanımdır.

Ayrımcılık içeren alımlar bir kimsenin beceri, kabiliyet veya eğitim düzeyine bakılmaksızın istihdam edilmesi yönündedir. 

Liyakati değil niteliksiz akrabalık ilişkilerini esas alan bir sistemde adaletten bahsetmek mümkün değildir.

Adaletin olmadığı yerde de etikten bahsetmenin anlamı yoktur.

Siyaset, fikirler etrafında oluşan yüksek nitelikli bir insan eylemi olmaktan çıkmış, basit menfaat batağına dönüşmüşse

siyasal etik ve ahlaki kaygılar gözetilmiyorsa, amacından sapmış ilkesiz ve erdemsiz bir yapıya dönüşmüş demektir

Kendisini vatandaşın efendisi zanneden vali ve kaymakamlara, belediyeleri aile şirketine çeviren başkanlara, yakınlarının bir yerlere atanması için ter döken milletvekillerine alıştık.

Üniversitelerin halini ise hiç sormayın. Bilimsel yeterlilikleri vasat kriterlere bile uyduğu şüpheli akademisyenlerin bolca bulunduğu ve rektörlerin bolca akrabalarının önemli görevlere getirildiğini bilmeyen yok...

Nepotizm her yerde...

Seçim öncesi vaatleri arş-ı âlâya çıkaran belediye başkanları ise işin başka boyutu..

Bol bol asla tutamayacakları vaatler dağıtan belediye başkanları seçimi kazanınca bahane siyasetine başlar:

Bütçemiz yok, derler

Önceki yönetim borç bıraktı, derler

Partimiz farklı olduğu için engelleniyor, derler...

Derler de derler....

Dilin kemiği, yalanın sonu yok...

O zaman vatandaş size sormaz mı?

Bunları bilmeden mi başkanlığa aday oldunuz?

Siyasetin erdemi sözün erdemi ile bağlantılıdır.

Sözü erdemli olmayanın siyaseti de erdemli olmaz.

Maalesef seçim sistemi de oldukça problemli.

Mevcut sistemde ne kadar donanımlı ve bilgili olursanız olun, hatta halk tarafından ne kadar sevilirseniz sevilin milletvekili olabilmeniz için partilerin en güçlü  yöneticilerinin olurundan geçmek zorundasınız.

Arkanızda birileri yoksa kesinlikle aday olmaktan öteye geçemezsiniz.

Sadece seçimler yaklaşırken görebildiğimiz onun haricinde milletin telefonlarına çıkmayan, sahaya inmeyen milletvekillerinin var olma sebebi, sistemin kendisinden kaynaklıdır.

Vatandaş olarak biz, milletvekili seçmiyoruz, önümüze konulan listedekilere mecbur bırakılmış oluyoruz.

Milletvekilleri zamanla şunu öğreniyor:

 "Yeniden seçilebilmek için partide üst düzey birilerinin gözüne girmeli!"

Halkın isteyip istemediği, kendilerinden memnun olup olmadığının önemi yok!

Siyaset, ehil ve layık insanlar eliyle yürütüldüğünde  bir değere dönüşür.

Halka rağmen siyaset yapan, seçimden seçime boy gösteren milletvekilleri istemiyor bu halk.

Kendi ilinin sorunlarından bihaber fildişi kulelerinde vekilcilik oynayan kimseleri istemiyor...

Yola çıktığı arkadaşlarını yarı yolda bırakan heva adamları istemiyor...

Bol bol vaat verip koltuğa oturduğunda ise bahaneler ileri sürerek çivi dahi çakmayan başkanlar istemiyor.

Siyasi nepotlar, oligarklar istemiyor!

Hava adamı değil; dava adamı istiyor.

Hasbi ve harbi siyasetçiler istiyor...

Ama şunu da unutmamak gerekir ey halkım!

Halk oy verirken güçlüdür, sonrasında o gücü siyasetçilere devreder, siyasetçinin gücü esasında halkın gücüdür...

O gücü kime devredeceğinizi iyi düşünün...

Unutmayın ki; nasılsanız öyle yönetilirsiniz...

Zulmün sürmesi halkın korkaklığı ve rızası dolayısıyladır.

Razılardan oluşan rızalar ordusu olursanız daha çok hizmet beklersiniz...

Size söz verdiği halde sözünü tutmayan kim varsa sandığa gömün gitsin...