Acı Tutanakları

Hikmet Kızıl

...

Bazen kelimeler kifayetsiz kalır.

Eliniz kaleme gitmez.

Ne yazsanız, ne söyleseniz hançerenizde bir yumru gibi oturan duyguyu anlatamazsınız...

Sarsılıyoruz....

40 gün geçti depremin üzerinden...

Acıyı iliklerimizde hissediyoruz.

Acının tarifi yok, hüznün rengi yok...

Uykuları gözlerimizden sürgün ediyoruz.

Bazı acılar kelimelerle anlatılmıyor, acının edebiyatı olmuyor; yürekte derin bir sızısı kalıyor...

Sarsılıyoruz...

Bir fay hattı geçiyor mahzun, meyus biçâre yüreğimizden...

Hiçbir teselli, hiçbir söz, hiçbir nasihat cümlesi içimizde bir kor gibi yanan ateşi serinletmiyor.

Yaşamak sevinci kursağımızda bir yalaz gibi duruyor her yutkunuşumuzda.

Cemre düşmüyor içimizdeki toprağa, çiçeksiz bir bahara giriyoruz, acının ve kederin toprağında hangi çiçekler yetişir ki?

Bir ağlayışı susuyoruz, bin acı çörekleniyor içimize.

Artık masallar değil; ağıtlar dinleyerek gözlerini yumuyor çocuklar.

Yarım kalmış her hikâyeden acılar bir kurşun gibi saplanıyor sol yanımıza.

Şehrin gözlerine yağmurlar yağıyor, yitirilmiş umutlar ulanıyor gecenin kalbine...

Yarınsız, tedirgin ve yorgunuz...

Göçüp gidiyor kuşlar şehrin semalarından, bir mateme bürünüyor Hısn-ı Mansur.

Yaylalarda bu bahar ne gelincikler açacak ne papatyalar.

Kurumuş dallarda uçurtmalar yetim...

Çocuklar öksüz...

Sarsılıyoruz...

Kasvet kesiliyor gökyüzü, sesimizde yalnızlığın acı tınısı, gözlerimiz yanıyor uykusuzluktan, yüzümüz solgun bir düş bahçesi.

Kırık ve acemi sözcükler dökülüyor dudaklarımızdan.

Anılarımız...

Çocukluğumuz...

Dostlarımız....

Yakınlarımız...

Her köşesinde yarına dair umutlarımız....

Yitirdik, bizi biz eden ne varsa...

Geceye ay vuruyor

Sabaha telaş

Irmağa gün

Şafak söküyor yeniden...

Bir fay hattı geçiyor yüreklerimizden...

Sarsılıyoruz...

Söyle seher yeli

Söyle bülbüle

Umudun şarkısını söylesin artık.

Yeniden aydınlık şafaklara uyansın Adıyaman...