Eğitim sistemimiz çökmüştür, demiyorum çünkü bugün okullarımızda bize ait bir eğitim modelimiz yok. Şimdiki Milli Eğitim Bakanımız döneminde üzerinde çalışılan Maarif Eğitim modelinden bahsediliyor fakat ne kadar başarılı olur, henüz bir şey deme imkânımız yok. Çünkü MEB’in bütün çabalarına rağmen bu modelin ülke eğitiminde henüz bir yansıması olmamıştır. Sınıflar ve okullar bir takım dini ve milli afişlerle süslenebilir fakat eğitimin bir davranış biçimi olarak yansımalarını görmemiz gerekir. Tabi ki bu da süre isteyen bir şeydir, beklemek gerekir.
“Bize ait bir eğitim modelimiz yok” ifadesinden kimse alınmasın çünkü eğitimimiz Cumhuriyet döneminde başka ülkelerin eğitim modellerinin tercümesiyle oluşturulmuş, yapay, bize ait olmayan, uygulaması için alt yapısı olmayan uyduruk-toplama bir sistemdi. Tıpkı medeni kanun, ticaret kanunu ve ceza kanunlarının dışarıdan tercümeyle alındığı gibi. Türkiye’de birkaç şirketin ticari zevklerine göre hazırladıkları reklam ve diziler Türk Eğitim sisteminden daha etkili olabilmektedir.
Eğitimde iyi bir insan yetiştirme modelimiz maalesef yok. Bunu gözlemleyebilmek için toplumun aynası diyebileceğimiz televizyon kanallarına bakmamamız yeterlidir. Toplumun eğitimine, kültürüne, dini inancına katkıda bulunacak hiçbir faydaları yok; bilakis toplumun eğitimini, kültür ve inancını yok sayan yayınlar mevcut. İçlerinde mutlaka iyi niyetli ve faydalı olmak isteyenler de yok değil, fakat bunların etkisi son derece az. Hem eğitim sistemi hem de Türk medyası bilgi ve hikmete dayalı, esas ve ilkelerden yoksundur.
İlke ve esaslardan uzak olan bu durumdan en çok uluslararası oyun ve eğlence şirketleri istifade etmektedirler. Pandemiyle birlikte küçük yaşta öğrencilerimiz internet ve tabletler ile akıllı cep telefonlarıyla tanıştılar. O tarihten bu yana tablet ve telefonlar (sözde) eğitimin bir parçası haline geldi. Artık öğrencinin birinci önceliği oyun ve eğlence oldu. Şiddet içerikli bu oyun ve eğlenceler öğrenciyi okula, öğretmenlerine, anne ve babasına karşı vurdum duymaz kişiler haline getirmektedir. Şiddet içerikli bu oyunlar sınır tanımıyor, Türkiye’deki bir öğrenciyle Malezyalı, Brezilyalı veya başka ülkelerdeki gençlerle her türlü oyun oynayabiliyorlar. Bazı Avrupa ülkeleri bu zararlı oyun ve eğlencelere ulaşımı yasaklıyor fakat paranın ve parayı yönetenlerin hâkim ve etkin olduğu ülkelerde (ülkemizde de olduğu gibi) bu oyunlar engelsiz bir şekilde seyrediliyor ve oynanıyor.
Gençler şiddet içerikli film ve oyunların kahramanlarına özenmekte ve şiddetin her türlüsünü mübah görebilmektedirler. Bu oyun ve eğlencelerin etkisiyle duygu ve düşünce olarak pasif, kendine güvenmeyen güçlü olanın karşısında kendini ezik hisseden bir kişilik oluşmaktadır. Şahsiyetleri çökmüş, benlikleri olmayan gençler. Şahsiyeti olmayan acizdir. Acizliğini sahte güçlerle telafi etmeye çalışır. Bu durumda bireyler mafya ve kabadayılıkla kendini ispatlamaya çalışır. Saygı görmeyince korku üretmeye çalışır. Acizliğini bu şekilde telafi etmeye çalışır. Şahsiyet kalmayınca silaha başvurulur.
Haber kaynaklarımız da bu olaylar karşısında iyi bir sınav verememektedirler. Haberlerin veriliş biçimi çoğu zaman şiddeti teşvik eden cinste olmaktadır. Cinayeti işleyen kişi ve yandaşları birer kahraman gibi gösterilmektedir. Oysa yaptıkları eylem cinayet, iğrenç bir şey. Caninin fazla gösterilmemesi gerekir, illa gösterilecekse itici bir vaziyette gösterilmelidir. Sadece yurt içinde gelişen cinayet ve olayları değil, bizim kanallarımız cani İsrail başbakanın, Amerika başkanının demeçleri verirlerken de onları bir kahraman gibi gösterirler. Halbuki bu sefillerin bu dünyada yapmadık iğrençlikler yok. Onlarla ilgili haber verilirken, onların çirkin yüzlerinin bir şekilde teşhir edilmesi gerekir. Epistein faillerinin iğrenç oldukları her zaman belirtmek gerekir.
Birkaç gündür Kahramanmaraş’ta işlenen cinayete kurban gidenlerin masumiyetleri değil de cinayeti işleyen kişinin eylemleri anlatılıyor. Katil neredeyse bir kahramanın gibi anlatılıyor. Amerika’da onlarca kişiyi katleden bir katille benzer yönleri anlatılıyor. Bu tür anlatımlar nihayetinde birer reklamdır, nefret eden olduğu gibi ondan etkilenerek suça bulaşacaklar da olabilir. Mazlumlardan, mağdurlardan ve onların masumiyetlerinden bahsetmek gerekir. Katil zaten katildir, onu topluma anlatmanın bir anlamı yok.
Çarşamba günü öğrencinin işlediği cinayette çocuklar ölmesin diye kendini feda eden Ayla öğretmenden nedense bahsedilmedi. Eli silahlı veya LGBT savunucusu olsaydı kadın dernekleri, sözüm ona insan hakları dernekleri yas tutardı. Ama Ayla Hoca başörtülü biriydi, çocuklar ölmesin diye kendini feda etmişti.
Selam ve dua ile.